Üzgündüm, ama onlara “Yorgunum…” diyordum.
— Küçük Prens
Kelimeler kirlendiğinde melekler gider.Yanlarına kelimeleri de alıp. Melekler kelimelere inanmadıklarında intihar ederler. Lacivert taşların suskunluğu bu yüzdendir.Kelimeler masum olmadığında lacivert taşlar susar, ölüm sıradanlaşır. Ölümün sıradanlaştığı bir yerde insanlar hayata inanmazlar.
Oysa melekler, biz çocukken kulağımıza ”hayat kelimelere inanmaktır aslında” diye fısıldamışlardı.
Hayata inanmaya gerek kalmadığında kelimelerle beraber melekler de gider.
Melekler gidince ölüm gelir. Ve ölüm yeni sözcükler doğurur başka zamanlardaki çocuklar için. ”bir melek ölürken” bir çocuğun sessiz kalması bundandır işte.
Yüksek çözünürlükte görüntüle
Ve sonunda tamamen kurtuldum ondan…
Oturdum otobüs durağına parçaladım. Ben gittikten sonra arkamdan gelecekti görecekti parçalarını.
Artık sana yazmadığımı bil de.
Ben şu bir kaç ay öncesine kadar, kendimi bildim bileli duygularımı sözcüklere kusan bir kızdım. Öfkelerimi, sevinç, mutluluk her ne duyguyu besliyorsam bunların yoğunluğunu ifade etmem de sözcükler ne kadar yetersiz kalsa da en azından beni tatmin edecek kadar yeterliydi. ve benim için sözcükler, duygularım için kurulan cümleler dünyamdaki her şeyden değerli-ydi.
En çok Ocak ayını hatırlıyorum sanırım, duygularımı en yoğun yaşadığım dönemlerden biriydi. Duygularımı sözcüklere kustuğum en yoğun dönemlerden biri. O ve o’nun gibi, ne yazık ki o’nlar görmeden ve sadece o’nlar için yazarken malesef dediğim insanlara yazmayalı çok oldu. Çünkü ben bazı insanlara özellikle de o’na yazmak istemiyorum. Dokunmak, hissetmek, sarılmak, ona olan öfkemi karşısında avazım çıktığı kadar bağırarak kusmak istiyorum içimdekileri.
Ve ben şubatın sonundan beri yazmıyorum.
O saydıklarımdan bazılarını yapabildim. Öfkelendim, sözcüklere değil o’na kustum. İçtim o’na kustum. Dokundum ama hissedemedim. Sarılamadım.
Ben sözcüklerin bile yetersiz kaldığı yoğun şeyler yaşayıp, kendi dünyamı bırakıp o bilmeden girdiğim karmakarışık dünyasında kaybolup, en çirkin ve en güzel duygularımı sadece ona beslerken benliğimden oldum. Beni ben yapan şeylerden oldum.
Ona karşı ne yaparsam yapayım yanımda oldu, oluyor. Bana çok sabırlı davranıyor bunlar beni mutlu ediyor ama hiç birşeyi değiştirmediği için bu olanlar beni ben yapan şeyler kadar değil.
Ben kendi çocukluğumu kaybetmeyi göze alarak, o kaybettiği çocukluğunu geri kazansın diye uğraştım. çok uğraştım.
Şimdi kim sorarsa o’nu yok diyeceğim, içim de her ne kadar var olsa da, sürekli yanımda olsa da aklımdan gidecek.
Çok kırıldım özlemlerden, yazılan veda mektuplarından, vedalardan.
Ama gerek, her ne kadar aciz olsa da o’na hiç varamadan gitmek gerek.
O’nun o farkında olmadan girdiğin dünyasından, yine o farkında olmadan çıkmak gerek.
Bu da uzun zamandan sonra son olsun adına yazılan.
belki de anlatmaya çalıştın birilerine. kim bilir anlatamadın. belki de insanın yüzüne bakar bakmaz anlatmanın yararsızlığını gördün.
oğuzcum atay sen olmasaydın kim yazacakmış
(Kaynak: yaherroyamerro, darksad gönderdi)
… “Günün birinde üzüntün geçince (üzüntüler günün birinde mutlaka geçer), beni tanımış olduğuna sevineceksin. Benimle gülmek isteyeceksin. Bazen, aklına esip pencereni açacaksın… Dostların senin gökyüzüne bakıp güldüğünü görünce hayretler içinde kalacaklar. O zaman sen de onlara, yıldızlar beni hep güldürür, diyeceksin. Aklını kaçırdığını sanacaklar. Ben de sana iyi bir oyun oynamış olacağım…” Yine güldü.
“Sanki sana yıldızlar yerine, gülmeyi bilen bir sürü küçük çıngırak vermişim gibi…”
(Kaynak: magarica, morunotesindeyim gönderdi)
Sonra bir gün çıktı geldi. Bütün kapılar yerini buldu.
Önce gözlüklerini çıkardı pencereye koydu. Çantasından sigara paketini çıkardı koydu. Yalnızlığını çıkardı koydu.
O zaman bütün aşklar, bütün bulutlar geçti aklından.
Adı kimseye lazım değil.
-Turgut Uyar
Ağzına bir yağmur damlası olsam adım alkole karışır.
Harfler bir kelimeyi tamamlamaktan vazgeçer,
suratın dağılır.
Ağzımda bir yağmur damlası olsan.
”sarhoş değiliz” diye bağırsam yürüyemeyiz kaldırımlarda, düşeriz.
Sarhoş olmazsak düşeriz rıhtımlara.
Sigaran söner, kuşlar gezegenleri gözlerinde saklar.
Ben uçmaktan korkmazsam, alnına bir tüy düşürürüm.
Hüznün kolunun altına sığmaz.
Bomboş zamanlara ışık olursun.
Sevişilmez olur loş odalarda, dilinin altında uykusuz kalırım,
bir yağmur damlası olsam dilinin altında.
Yanaklarımız bir makasla oyulur,
Metin Altıok yanar,
kavaklar arkamızdan ışık çalmayı unutur.
Saçını kestirme sevgilim, tanınmaz olur devrin bunun adı hukuktur.
Bir çocuk doğum yarasını yalar, hayatını siker.
Cesedimin üst tarafı ilahi, alt tarafı türkü tutturur.
işte ben buyum canım tumblr kullanıcıları.
sürekli alaycı ruh hâlinin güçlü bir depresyon belirtisi olduğunu biliyor muydunuz?
Belki de seni az tanıyorum demek , seni kendimden çok biliyorum demektir. Bilmesem de , öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. Belki de az, herşey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir..
-Hakan Günday
nasıl bir aşk bu diye sormuşsun?
Herhangi bir adama, her hangi bir yerde duyamayacağım türden.
Bu yüzden sana sakladım yanağımdaki küçük çukuru.yorulduğunda bende uyu.
Gözlerinin içine her baktığımda güçlenen kendimi özlüyorum ve en çok gözlerini. Çünkü artık sancıyor her bir yanım, omuzlarım ağrıyor, unutmak istediğim her şey zamanla karşıma çıkıyor.
Kaçmak çözüm olsaydı saçlarına saklanmak isterdim ama beraber savaşmanın güzelliğini duyumsayabiliyorum.
Gel.
Orda mutlu olduğunu biliyorum ama inan bencilce değil bu isteğim.
Susma.
Kelimelerin, senin ayak izlerin.
Nereye gittiğini bulamazsa ölür benim ellerim!
“sen beni tanımazsın severim de söylemem”
söyleyemem.
(Kaynak: martidankadin)